30 Aralık 2012 Pazar

Yeni yıl (Alıntıdır)


Sevgili Deliler,

Yeni yıldan beklediğiniz her şeyi eski yıldan da beklemiştiniz. Ki o zamanlar eski yıl yeni yıl idi. Böyle kara yağız nasıl yakışıklı, pırıl pırıl bir yıldı. Son derece adaleli Şubat ayı ve hafif yanmış Mayıs ayıyla, gözde bir yıldı. Haziran ortalarına doğru usulca dökülen saçları ve Ağustos’undan başlayıp Ekim’ine kadar giden bir dövmesi vardı. Hele o masmavi Ocak ayları… Hafif terlemiş Mart ayıyla bütün Nisan ayını bir yaprak gibi titreten … ne diyorum lan ben? Toparlıyorum… 2013 size sağlık, mutluluk, meşe , gürgen ... yok dur. 2013 size dağlık , yolluk , peçe.. bu hiç olmadı. 2013 size allık , tozluk , deve... deve nerden çıktı be. 2013 size dar gelirse 2014’ü deneyin…Abuk subuk isteklerde bulunmayın. 2012’de de aynı şeyleri dilediniz. İçimizden %98’i “2012 benim yılım olacak” dedi ve bu kitlenin %99,999’u döt oldu. Kabul edin kimsenin yılı olmadı 2012. 2013 de olmayacak. Saatli maarif takvimi misiniz lan sene size ait olsun. En mantıklı istek 2013 yılı size 2014’ü getirsin… Daha da bir şey istemeyin bence…

Mutlu yıllar.

(Facebook "huni" sayfasından alıntıdır)

15 Aralık 2012 Cumartesi

Bira Kadın ve Şahane Hatalar

Çok başarılı bir eser. Gerçek hayatın simülasyonu adeta. 5 bölümde (15 sayfadan kısa sürdü) hastane odasında bitti hikayem. Gerçek hayatta ne kadar başarılı seçimler yaptım ki bu kitapta ne seçeyim...

İşte bunlar hep seçim...

8 Aralık 2012 Cumartesi

Neden A.F.?

Ben amerikan futbolu oynarken hep deli muamelesi gördüm. Kişisel gelişim eğitimi aldığımı kimse anlamadı:

Ayakta öl, karşındakine belli etme...




4 Aralık 2012 Salı

İki arada bir derede

Hani zaman zaman duyduğun her şarkıdan bir halt çıkartmaya çalışırsın ya...
Başarırsın da aslında
Renk vermezsin ama çevrene, erkekliğe b.k sürmemek var ya.
Sonra koyarsın kafanı yastığa; her zamanki gibi kendinle baş başa kalırsın.
Kurtulamazsın kendinden...


22 Kasım 2012 Perşembe

Olmadı be Cemil Abi!

Saatlerce kuyruk bekleyip kaset kapağı (evet; CD teknolojisine geçememiştik henüz) imzalattığım tek ünlü topluluğu Ayna'dır. Karşıyaka Vapur İskelesi'nin üstü D&R'dı o zamanlar.

Kendim için pek bişey yapmayan ben yine kendim için orada değildim. Amaç o kapağı imzalatıp ablama hediye etmekti. Başarmıştım da...

Bu hafta Cemil Abi'mz vefat etti. Allah rahmet eylesin; mekanı cennet olsun.

Bir şarkılarında okudukları bir şiirin yıllar sonra beni yamultacağını bilemezlerdi tabi...

Yüreğimin kıyısına vurdu minicik bir dalga,
Susmalıydım, tutamadım kendimi,
Bir canım var, feda etsem sevdamı bilemezsin,
Bir acım var, anlatsam önünü göremezsin,
Herkes unuttu gitti, ben de unuttum her şeyi,
Bari, bari "sen unutma beni"...

17 Kasım 2012 Cumartesi

Yeniden

Oturup amerikan futbolu maçı izledim bugün çok uzun bir aradan sonra. Ama Penn State ayıp etti. Karşındaki oyuncular da insan evladı. Anaları, bacıları maçı seyrediyor. İlk yarıyı 28-13 önde kapatıp maçı 45-22 kazanmak nedir ya?

Hiç sevmem erken kopan maçları...

Not: Yanlış blog sayfama mı yazdım bana mı öyle geliyor?

11 Kasım 2012 Pazar

Avrasya

Vücudu yormak için bire bir...

"Ulen parkur topu topu 8 km; onu da koşmayıp yürüyorsunuz" diyen o kadar çok ki.Kendilerini işlerinin çok yoğun olduğu bir haftanın pazar sabahı 5.00 olmadan yataktan çıkıp İstanbul'a gitmeye davet etmek isterim. Hayır yolda muhabbet de güzel, pek uyunmadı da gidene kadar.

Önce biraz şirket maymunluğu yapıldı; tişörtler fotoğraflar filan. Arada bir Mado'da içilen en kötü çay içildi (bitirilemedi bile). Haydi bakalım köprüye...

Köprü çok fena esiyor; yayayken anlaşılıyor ancak. Geçen sene yoğun yağmurdan rüzgarı fark etmemiştik ama bu sene hissettirdi kendini.Ama manzara şahane...

Bir Avrasya geleneği haline gelen Starbucks'ta kahve bu sene de içildi. Üstelik üstüme dökmek yerine içmeyi tercih ettim. Dağılan ekibi her sene orada toparlıyoruz.

Etap bittiğinde bu sene balık-ekmek yerini grubun yarısında kuru fasulye-pilav-turşu üçlemesine bıraktı. İyi yedik gözüm (Devrim Abi'ye selam ederim)

Servis şoförü ile bulaşmak biraz zor olsa da biraz daha yürüyerek başardık. Sonunda da attık kendimizi eve.

Seneye buluşmak üzere...

2 Kasım 2012 Cuma

Ne yapabilirsin ki...

"Bu öbürleri gibi değil; bunu düzeltemezsin. Bırakıcan, kanıycak!"

Ne zaman ki bana değer vere birine bu cümleyi kurarım; o gün... Neyse ya boşverin.

29 Ekim 2012 Pazartesi

HÜRRİYETE DOĞRU




Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikce
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
Şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar,
Donanmalar mı?
Heeey
Ne duruyorsun be, at kendini denize:
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere...
             

Orhan Veli KANIK

13 Ekim 2012 Cumartesi

Hasbelkader

...Akşam yemeğinden sonra yürüyüşe çıktık. Malum kış yaklaşıyor, hava karanlık. Sokak lambaları var neyse ki. Bizim sokağın köşesinde genelde akşamları bir kamyonet olur; seyyar manav bir nevi. Her akşam oradadır; meyve (meyva mı meyve mi bir türlü karar veremiyorum; oyumu küçük ünlü uyumundan yana kullandım) sebze satar. Tam onun yanından geçerken bir bayandan efsane olmaya aday bir cümle işittik:
- Biber sandım ben onları; soğanmış!
Abla ne içtiysen aynısından istiyorum; o kafayla bakmak istiyorum hayata...

Not: Başlıkta kullandığım kelimeyi bir arkadaş geçen gün Facebook'ta cümle içerisinde kullandı. Çok özendim; işte kullanmaya niyetlendim. Nasip olmayınca burada bari kullanayım dedim. E heveslendik o kadar...

1 Ekim 2012 Pazartesi

Bitse de gitsek

Siz anlayın artık; söyletmen beni...

26 Eylül 2012 Çarşamba

Döveydik iyiydi...

Çoğu alkollü 10 kişinin karşısında kaşınmamak lazım. Bunu öğretmemize ramak kaldı bugün evet.

Keşke inseydi o araçtan...

9 Eylül 2012 Pazar

Oradan buradan

* Dana Şenliği (v1.75) yapıldı. İyi yedik. Hasta olmam gitmeme mani olmadı. İşe gidebiliyorsam mangala da giderim.

* Gece bir saat telefonda geyik yaptığım eski ev arkadaşım "Neşeni takdir ediyorum; hayattan keyif almayı biliyorsun. İmreniyorum bazen" dedi.Al işte; ben Ufuk olmak istiyorum diyen biri daha. Aferin diyorum sadece.

* Hadi annemle babamın evlilik yıl dönümünü unutmam bir derece, yeğenimin doğum gününü nasıl unuttum ben ya! Bi cacık olmaz benden.

* Arka planda youtube'da bir şarkı çalıyor. "Top comments" altındaki cümleyi yazan romantik öküzcan; seni çok iyi anlıyorum. Sadece elektro-bağlama ile çalınan şarkı için yorum şu: o saz götüme girse bu kadar acımazdı herhalde...

* Herkes keçileri kaçırmamdan korkarken ben atları kaçırdım. Az koşsalar iyi olacak...


6 Eylül 2012 Perşembe

Tek Yol Devrim

ODTÜ'yü özleyeceksin demişlerdi ama sadece ODTÜ Stadyumu'nu özleyeceğim detayını kimse vermemişti.

Ya kaskı takıp maça çıkmam lazım orada eski ekiple,

Ya da yeni ekiple orada alkol şart.

Acil yalnız...


26 Ağustos 2012 Pazar

Yeni bir ben lazım

Hayatımın yeni sürprizlere gebe olduğuna inancım tam.

Çünkü gebe kalması için gerekenleri yaşadı 30 yılda...



25 Ağustos 2012 Cumartesi

Böyle olacağını ben bileydim...

Eğer ben bunu bileydim bileydim bileydim...
Gidecem Katar'lara; b.k var mı yok mu bakacam :)


21 Ağustos 2012 Salı

Terörle mücadele adım 1

Terör sabıkası olan hiç kimsenin fazladan 1 sn. nefes almasına izin vermeyeceksin. İdamın geri gelmesini rica ediyorum...

17 Ağustos 2012 Cuma

Yine yol göründü gurbete

Ah be Barış Abi,

Anlaşılmadı ki neresi gurbet bana. Senin "Bu Dünya benim memleket" dediğin benmişim aslında.

2012'yi gide gide yaşıyorum. Önce ev taşıdım, dün de ofis. Arada alakalı alakasız yerlere gittim. Birazdan da İzmir'e yol var yine.

Ama birileri çıkıp söylesin artık ben çözemedim; neresi gurbet bana?

Neyse kaçayım ben, söz sende Barış Abi...



4 Ağustos 2012 Cumartesi

Yaktınız beni Metin Bey...

Ne güzel başlamıştı aslında... Metin Bey'in Facebook sayfasında paylaştığı karikatürlere gülüyordum. Arada çıktı karşıma: Karmate - Kendine iyi bak, beni düşünme

Geçen akşam görmüş; dinlememekte ısrar etmiştim.Çok sakıncalı her şeyden önce. Sözler fena; sen beni düşünme, kendine iyi bak. Su akar, yolunu bulur. Bu sözleri bu kadar fena yapan doğruluğu mudur acep? "Zaman her şeyin ilacıdır" ile "su akar yatağını bulur" ikiz kardeştir ama fark etmez kimse. Çift yumurta ikizleridir çünkü onlar. Aynı tecrübeden gelir, aynı sonuca giderler. Dış görünüşleri farklıdır biraz. Ama mesaj tektir:

S....r et; işine gücüne bak. Sen kendini ne denli yıpratırsan yıprat, her şey olacağına varır.

"Su akar, yatağını bulur..."

Dayanamadım dinledim. Zaten az mı dinledik öğrenci yurtlarında. O zamanlar Karmate değil, A. Kaya dinlerdim. Aynı anda hem death metal, hem özgün müziği nasıl sevebiliyorum ben de çözemedim ama, deliler gibi dinlerdim. Hala pek çok şarkı sözü beynime kazınmış halde nöbette.

Geçenlerde yine andım aslında o günleri. Bir dizi izlerken "Nerden bileceksiniz" çalmaya başladı bir anda.


Taş duvarlar yıkıp geldim
Demirleri söküp geldim
Hayatımı yıkıp geldim hey
Siz benim neden kaçtığımı
Nerden bileceksiniz

Huyum değildir normalde şarkılardan anlam çıkarmak. Hayatı boyunca yaptığı 10 çıkarımdan 9'u yanlış 1'i şüpheli çıkmış bir insanım en nihayetinde. Niye bu halde olduğumu sorguladım; buldum.

Bu beklenmedik duygusallık iş yoğunluğumdan ve uykusuzluktan kaynaklanıyor. Uykusuzluğun tek nedeni sıcak hava. Bu nedenlerden şüphesi olan varsa birkaç satır yukarıyı tekrar okuyabilir.

Şimdi bu dertlerin çözümünü alkolde bulan çok insan var. İki bira atarsın yatmadan; sabaha kadar uyursun diyen çok insan gördüm. Ama ona bulaşmam bu aralar. Nedenini Yırtık Uçurtma söylesin o zaman:


Haydi kalın salıncakla...

Not: Salıncakla kalmak Hasan Kaçan'dan alıntıdır.

31 Temmuz 2012 Salı

Yeniden eskiye dönmek

Biraz dedim değişeyim. İnsanlığımı hatırlayayım. Olmadı. Cidden ya; ben ODTÜ kapısından girdiğim gün s....r  olup gitmemiş miydi insanlık, neyin peşindeyim...

Yok arkadaş, dönüyorum eski halime. Anı yaşa; gelecek için hiç bir hayal, plan olayına girme. En uzun planın o gün içinde bitsin. İçinden geleni yap, frenleme kendini. Amerikan futboluna bile başladığın günleri hatırla. Anlık karar ver, yap hemen bekleme.

Kendime bunları hatırlatmak için kafamı kazıyarak başlıyorum yakında.

ufuk#57 will be back soon ;)

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Tatil filan derken

Tatildi gezmeydi tozmaydı derken çok açtım arayı. Şahane şeyler oluyor hayatımda; keyfime diyecek yok. Herşey tam istediğim gibi. Daha ne isterim. Ne kötü sürpriz var ne bişey; ohhh misss...

E buyrun o zaman; Koçhisarlı Elvan Dalton benim için söylüyor, hep beraber oynuyoruz:



11 Temmuz 2012 Çarşamba

Oldu gideyim o zaman ben

İki martı dövüp gelecem...

27 Haziran 2012 Çarşamba

Anladım ben

Geçen hafta bir şeyi çok iyi anlamıştım. Bugün de başka bişeyi anladım. Oh be! Kafam rahat en azından...

24 Haziran 2012 Pazar

Prag – Volümü Sona Getirin

Bu satırları 5 günlük seyahatimin sonunda, 5 saatlik Atatürk Havaalanı nöbetimde yazıyorum. Ama yine bağlantım yok; ne zaman yayınlarım belli değil.

Önce güncel haber olan niye nöbette olduğumu anlatayım. Prag-İstanbul normalde 2 saat 10 dakika. Uçuş saatim yerel saatle 19.15’ti (ki bu TSİ 20.15 yapar). Bu şartlar altında ben en geç 22.30 gibi Atatürk Havaalanına inmiş olacaktım. Pasaport kontrolü ve valizimi almam yarım saat desek (ki sürmedi o kadar) saat 23.00 olacaktı. Atlarım metroya Esenlere giderim gibi bir plan vardı 24.00’te hareket eden son Lüleburgaz aracına yetişecektim. Gel gelelim uçak 35 dakika geç havalandı. Bir 15 dakika da iniş sıramızı beklerken İstanbul üzerinde fazladan gezdik. E 1 saate yakın rötarımız oldu haliyle nur topu gibi. Değil 24.00’de kalkan otobüse, 24.00’te havaalanından hareket eden metroya bile yetişemedim. Şimdi de ilk metroya binmek için vakit öldürüyorum havaalanında.

Tek başımayken tadını çok çıkaramadım ama (hiç demiyorum fark ettiyseniz; kendimce bir hayli gezdim sonuçta) Prag güzel şehir. Hani yaşansa yaşanır yani. Talep gelse gider yerleşir orada çalışırım yani, o derece…

Bu arada kahvemi de aldım geldim iyi oldu. Kasiyer abla jelibon da ikram etti sağ olsun.

Ne diyordum… Hah, Prag. Otelin yeri güzeldi; fabrikaya yakın, Metro istasyonuna yakın. Güler yüzlü çalışanlar da artıydı otel için. Bir de odamda buzdolabı olsa şahane olurdu. En azından Birayı süpermarketten süper ucuza alır, yığardım dolaba. Akşamdan akşama da içerdim mecburen :) Onun yerine şehir merkezinde içmek durumunda kaldım.

İşle ilgili yorum yapmıyorsam yan gelip yattığımdan değil, gizliliktendir. Ama yapmam gerekeni fazlasıyla yaptığımı düşünüyorum. Seviyorum yahu ben işimi…

3 saat daha ayakta kalacak enerjiyi ben bulsam bile elimdeki bilgisayar bulacak mı onu bilmiyorum bak. Biliyorum aslında; yetmeyecek şarjım Ama bir priz varlığını keşfettim. Amca onu kullanmayı bıraktığı an sulanırım; gözünün yaşına bakmam. Zaten aman sabahlar olmasın modundayım.

Özetle Prag iyiydi, keyifliydi. Yanımda birileri daha olsa çok daha keyifli olacaktı. Ama bülbül altın kafes hesabı ben yine vatanım diyorum. Yolda yanından geçtiğin adamın Türkçe ana avrat dümdüz küfretmesi bile farklı bir güven hissiyatı doğuruyor sonuçta…

Ha bir de unutmadan; THY uçaklardaki çekik gözlü sayısına sınır getirsin. Tamam, ırkçı değilim ama Koreli ablukasını aşamadım uçuşlarımda. Bir de hakikaten komik bir şekilleri var bence. Son heceyi öyle bir vurguluyorlar ki “aha birisi kuyruğuna bastı” diyorsun içinden…

Böyleyken böyle…

21 Haziran 2012 Perşembe

Prag vol 4.0

Geliyoruz sona...

Bu akşam Prag'ta son turumu attım. Yarın otelden fabrikaya, fabrikadan havaalanına, oradan da ülkeme dönecem kısmetse...

İşten çıkmamla akşam yemeği arasına bir market alışverişi sıkıştırdım. 24 saat açık süpermarket var; daha ne olsun. Çok bişey aramışım gibi hava atayım; 7/24 her aradığını buluyor insan :)

Bu akşamın etkinliği Çek Cumhuriyeti-Portekiz maçıydı. Şehir merkezinde kalabalıklara karışıp izledim dev ekranda. Öncelikle eminim ki Ronaldo'nun bugün için Dünya üzerinde en fazla ıslıklandığı meydandaydım. Adam sahaya çıkarken bile ıslıklandı. Gerçi Prag'taki ıslığın sahaya ne faydası var ben de bilmiyorum. Ronaldo da golünü attı; turunu atladı zaten.

Çekler maçı coşkulu seyrediyor ama bir Türkiye değil tabi burası. Aynı manzara Taksim'de olsa tezahürat bitmezdi bir kere. Sürekli bir şarkılar, türküler...

Ama şu da var; insanlar hakkatten efendi bir şekilde yaşıyor burada. Kapkaç filan yaşandığını düşünmüyorum bir kere. Bizde böyle bir kalabalık olsa cüzdanların yarısı kaybolur bir anda.

Bir de insanlar deli gibi alkol tüketerek izlediler maçı. Ne taşkınlık ne bşka bişey. O alkolün yarısı Güvenpark ve Taksim'de ciddi bir kalabalıkta tüketilse, taciz haberlerinden geçilmez.

Bugün de bana yol sorma gafletinde bulunanlar çıktı; pişman oldular tabi :)

Burada hitaplar genelde soyadlarla olmasına rağmen taksiciler beni Mr. Ufuk diye biliyor. İlk gün birine ismimi yazıp vermişler; mistır kaylii diye sesleniyordu. İçimden "bir de Minogue" eksik dedim. Mr. Ufuk'a geçmemiz çok iyi oldu :)

Bi aksilik olmazsa kapanış yazısını da İstanbul'da yazarım artık.

Okuyan okumayan herkese sevgiler...

20 Haziran 2012 Çarşamba

Prag vol 3.0

Efenim ne diyordum…

Burada plakaların ilk kısımları 3 karakterden oluşuyor. Rakamla başlıyor, harfle devam ediyor, rakam veya harfle bitiyor. Birkaç tane 1ST plaka gördüm. Bunları bir nevi Adana plakası sayabilir miyiz acaba? Nereden baksan “Birinci” diye başlıyor plakalar.

Yağmurlu başladı gün, yağmurlu bitti. O yüzden çok fotoğraf yok bugüne ait. Yine de birkaç kare çektim tabi.

Yurtdışına gönderdiği elemanların alkol harcamalarını ödemeyen firmalara sesleniyorum: Prag’ta kola fiyatı biranın 1,5 katı bilginiz olsun.

Şişman olduğum bu kadar ima edilebilirdi! Öğle yemeğinde makarnayı tabağıma öyle bir yığdılar ki birlikte yemek yediğim insanlar “biz bu boyutta bir porsiyon daha önce görmedik burada” dediler. O cümleden sonra hepsini yemeye utandım; yalan yok. Yoksa sarımsak spagettide şahane oluyormuş. Kendi menümüze ekleyelim bunu.

“May I have the bill, please?” dediğim bayan garson “Beer? OK!” diyip koşarak getirmese o son birayı içmeyecektim. Hepsini de bitiremedim zaten. Geç kalıyordum.

Biliyorum bir takım arkadaşlar için hayal kırıklığı olacağım ama Prag gece hayatına hiç bulaşmadım. Muhtemelen bulaşmadan da döneceğim. Tek başımayken çok eğlenemiyorum ben. En fazla slow şarkılar çalan bir kafe/restoranda oturup bira içtim. Bana yetti açıkçası. Prag’ın hakkını vermediğimi düşünen varsa: Umurumda olur mu?

TTNET’e ettiğim küfürlerin bir kısmı yersizmiş. Yağmur yağıyor ve internet bağlantım yok bu yazıyı yazarken. Tekrar çevrimiçi olunca yayınlarım artık.

Tamam; Türkçe kanal büyük beklenti ama otelde en azından 1 tane İngilizce kanal olabilirdi televizyonda. Almancaya bile razıyım. Sabah Çekçe (nam-ı diğer Pragça demiş miydim daha önce?) Pokeman’a denk geldim; her açıdan fenaydı. İnsan Pikaçu’dan bile elektrik alamıyor yahu :)

Bu gün de bana ayrılan sürenin sonuna gelirken, büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin yanaklarından öperim.

Esen kalınız...

19 Haziran 2012 Salı

Prag vol 2.0

İlk defa bir yazımdan sonra ikincisi için istek aldım; çok mutluyum. Bugün maddelemek yerine başlıklar halinde yazasım var. Üstelik ilk iki başlık dünden kalma aslında. Dur bakalım; belki tutar bu da :)

Evrensel Gerçekler:
Ben paralel park konusunda sıkıntı yaşarım. Ama hiç kaldırıma çıkmadım park edecem diye. Dün gördüğüm ve park etmeye çalışırken kaldırıma çıkan aracın sürücüsü tabi ki bayandı. Tamam çok iyi araç kullanan bayanlar da tanıyorum ama bu kadarını da yapmasak...

Ben Değil Onlar Şanssız:
Burgaz'a geldiğim gün bana Hastane sormuşlardı. Ama Prag'a geldiğim gün de metro durağı sorulmaz ki bana. İlginçtir; bu sefer çalıştığım yerden sordular cevap verdim.

Zentiva Prag:
Bugün fabrikada... Yemezler canım. Şirketin gizli bilgileri bunlar. Bilmesi gerekenler öğrendi zaten bunları.

Mavi Gözler:
Bu gün "ilk kez mavi gözlü bir Türk görüyorum" diyen oldu. Çek Cumhuriyeti vatandaşı olan genç insan Erasmus sayesinde filan tanışmış birkaç kişiye. Bir de kendisi erkek olmasaydı :)

Para üstü:
Cebimdeki madeni kronlardan kurtulma girişimim oldu bugün. Azalttım en azından. Ama sahne şahane oldu. Yemek aldığım yerde hesap 166 Kron tuttu. Ben ülkemden kalma alışkanlıkla 216 Kron verdim. Malum bizde sadece 200 Kron versen 16 Kron yok mu diye sorarlar.Abi önce anlamsızca suratıma baktı. Sonra aldığı miktarı yazarkasaya girince 50 Kron para üstü vereceğini görüp duraksadı. Yanımda bekleyen bayan müşteriyle birşeyler konuştular, anlamadım haliyle. Ben yemeğimi yerken de başka bir kasiyerle bana bakarak konuşuyordu. Abi (bakmayın abi dediğime, gençti eleman) beni ya deli sanıyor şu an ya da dahi. Ama normal olmadığımı anladı :)

Süpermarket:
Çok aksiyon olmadı aslında. Kimsenin İngilizce konuşmadığı benimse Çekçe (nam-ı diğer Pragça) bilmediğim bir markete girip su alıp çıktım. Doğru kişiye doğru miktarda para verirsen iletişime gerek yok bu devirde.

Son olarak perşembe günü Portekiz ile maçımız var (oha lan, anında benimsedim ülkeyi). Galiba şehir merkezinde kalabalıklara karışıp izleyeceğim. Du bakalım...

18 Haziran 2012 Pazartesi

Prag vol 1.0

Bir ikincisi olur mu bilmiyorum ama ilki ile başlayalım Prag günlüklerine. Maddeleyerek yazıyorum tembellikten:

1. Dakika 1 gol 1: Uçakta kahvaltının yanında bira isteyen çekik gözlü abi; tebrik etsem mi seni bilemedim.

2. Bütün hafta bana "seni kapalı, hatta yağmurlu bir Prag bekliyor" diyen uygulamaya hiç bir şey demiyorum. Sıcak laaaaaan!

3. Yollar şahane; Avrupa ülkesi olduğu belli. Yollardaki 10 araçtan 7si Skoda. Kalanların çoğu da üst sınıf. Birkaç istisnayı saymazsak SW Passat'tan kötü araç yok gibi birşey.

4. Metro dünyanın  heryerinde güzel bişey. Ama bilet satan İngilizce bilmeli bence. En azından çevre esnaf bilsin. O da olmadı yoldan geçen adam bilsin. İlla metro girişinde ilan dağıtan ablayı olduğu yerden biletçiye kadar sürükleyecek miyiz?

5. İlan dağıtan abla demişken, Prag'ta bayanlar fiziksel olarak (iç güzelliklerini bilemem tabi) haddinden fazla güzel. İlan dağıtan abla mesela; bu gün gördüğüm güzeller içerisinde ilk 300'e aday. Ha tek başına Burgaz'a gelse ilk 3'te yeri garanti o ayrı.

6. Alternatif bira dediler, Krušovice denedim. Tek başıma içtiğimden midir bilmem tat alamadım. İlerleyen günlerde yenilerini denerim.

7. Günün tabelaları "Casino Abbas" ve bir bar duvarında yazan "- Darling I'll call you later..." oldu. Bir de şehrin göbeğinde "Pussy Riot Wall" var. Eline kalemi alan özgürce istediğini yazıp çiziyor.

8. Öğle güneşinde kendini dışarı atarsan saat 8'de (yerel saatle tabi) dönersin otele. Neyse çalışmak da lazım;  Biraz yarınki dosyalarımı kurcalayayım.

Not: Yanımda bir kişi daha olsa şehrin altı üstüne gelmişti...

16 Haziran 2012 Cumartesi

İstikamet: Prag

Gidiyorum...
Gelmemek de var aslında...


15 Haziran 2012 Cuma

Birlikte içmesek de

Bir dosttan gelen "ya tam iç; ya da hız kes" mesajı mesajı hayat kurtarır bazen...

12 Haziran 2012 Salı

Çırpındıkça batmanın dayanılmaz hafifliği

Bir şey oldu önce.
Dönüp arkamı gitmem gerektiğini anladım.
Zaten yanlıştaydım kendimce. "Nereye kadar"dı kandırmak kendimi.

Sonra başka şeyler de oldu, öylece kaldım saplandığım yerde.
Şimdi hiçbir tarafa gidemediğim gibi, çırpındıkça batıyorum.
Biraz daha batarsam, birisi elimden tutmadan çıkamam korkarım.

3 Haziran 2012 Pazar

Elma beni sevmiyor diye...

Bu gün 3 Haziran...
Her şiirinde, her sözünde doğruluk bulduğum Nazım Hikmet'in ölüm yıl dönümü.
Sevdiğim bir şiiri ile Büyük Usta'yı anmak istedim.


Tahir İle Zühre Meselesi

Tahir olmak da ayıp değil
Zühre olmak da...
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte.
Yani yürekte...
 
Mesela bir barikatta dövüşerek,
Mesela kuzey kutbunu keşfe giderken,
Mesela denerken damarlarında bi serumu;
Ölmek ayıp olur mu?
 
Tahir olmak da ayıp değil
Zühre olmak da...
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
 
Seversin dünyayı doludizgin,
Ama o bunun farkında değil.
Ayrılmak istemezsin dünyadan.
Ama o senden ayrılacak...
Yani sen elmayı seviyorsun diye
Elmanın da seni sevmesi şart mı?
 
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık,
Yahut hiç sevmeseydi;
Tahir ne kaybederdi Tahir'liğinden...
 
Tahir olmak da ayıp değil
Zühre olmak da...
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil...

Nazım Hikmet Ran

28 Mayıs 2012 Pazartesi

İşimdeyim gücümdeyim

Gece gündüz işe versem kendimi. Ev-iş iş-ev bir hayatım olsa. Kafamda sürekli işle ilgili sorunlar olsa. Hemen çözülmeseler ama, zorlasalar beni. Yine gecenin üçünde uyandığımda laboratuvardan sonuç alıyor olsam rüyamda...

Tam Türkçe karşılığına kafam çalışmadı şu an (gerçi ne zaman çalıştı ki) ama gavurun "I need a distraction" dediği yerdeyim.

Çok şey mi istiyorum?

27 Mayıs 2012 Pazar

Ah be Kültigin

Senin gibi karakter gelmedi bi daha :)


25 Mayıs 2012 Cuma

Gelen gideni aratır

Aslında ne gelen var ne giden ama bu mevzuyu kimse de Nurettin Rençber kadar güzel anlatamaz:


Eski yar eski yara 
Sızlıyor eski yara 
Yenisinden fayda yok 
Varıp gidem eski yara 


Eski yardan eski yardan 
Geçilmez eski yardan 
Yenisiyle gönül eyle 
Yare kalsın eski yardan 


Eski yara eski yara 
Kapanmaz eski yara
Sinesine sürer mi 
Geri dönsem eski yara 


Eski yardan eski yardan 
Gerçek sözler eski yardan 
Ben yareyim sen derman 
Kes umudu eski yardan 


Eski yar eski yara 
Kalbimde eski yara 
Yüzlerce güzel var da 
Hasretim ben eski yara 




20 Mayıs 2012 Pazar

Biri Orhan Veli mi dedi?

HÜRRİYETE DOĞRU


Gün doğmadan
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında
İçinde bir iş görmenin saadeti
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında
Balıklar çıkacak yoluna karşıcı
Sevineceksin
Ağları silkeledikçe


Deniz gelecek eline pul pul
Ruhları sustuğu vakit martıların

Kayalıklarındaki mezarlarında
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin
Bayramlık seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi
Gelin alayı, teller, duvaklar, donanmalar mı
Heeeey
Ne duruyorsun be at kendini denize
Geride bekleyenin varmış aldırma
Görmüyor musun her yanda hürriyet
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol
Git gidebildiğin yere

Orhan Veli Kanık

14 Mayıs 2012 Pazartesi

(H)afta sonu

Cuma akşamı Tekirdağ üzerinden yola çıkıp Ankara'ya gittim. Tekirdağ'da ne işim olduğu da bana kalsın...

Cumartesi günü ODTÜ'de geçti... CERN sergisi, şenlik alanı, çarşıda yemek, caz sahnesi derken yağmur sonrası Devrim'de bulduk kendimizi.Önce On-Off sonra Levent Yüksel dinledik. Keyifliydi. Bu arada Yalçın (back vocal) kimdir; kendi kayıtları var mıdır; nereden dinlenir bilen varsa sevabına haber versin.

Pazar günü Falcons günüydü. Hayal kırıklığı şeklinde özetlenecek bir maçla sezon bitti.

Gezdim, eğlendim, yoruldum, eski dostları gördüm, biraz da aydınlanıp döndüm kürkçü dükkanına.

İyi geldi yahu!

6 Mayıs 2012 Pazar

2. Şahıstan sonrası kalabalıkmış cidden


ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ

Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu, ağlardım
Beni sevmiyordun, bilirdim
Bir sevdiğin vardı, duyardım
Çöp gibi bir oğlan, ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu, ağlardım
Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kuş gibi gülerdi
Sessizce bir cigara yakardın
Parmaklarımın ucunu yakardın
Kirpiklerini eğerdin, bakardın
Üşürdüm, içim ürperirdi
Felaketim olurdu, ağlardım
Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu, ağlardım
 ATTİLA İLHAN

4 Mayıs 2012 Cuma

Fabrika ayarlarına dönmek

Şu anki ayarlarım (ki ayarsızım) fena. Fabrika ayarlarıma dönecem yakında. Neşeli, güleryüzlü görünecem. Hayatımdaki her bi halt şahaneymiş izlenimi verecem.

Ve bu kez o kadar güzel oynayacam ki ben bile inanacam.

Yıllar sonra elime masa tenisi raketi ve gitar bile aldım. İkincisini hala beceremiyorum ama; çok güzel zamanlardan kaldı ikisi de.

O zamanlar ne kendim ne de çevrem için hayal kırıklığı olmamıştım hiç.

En iyisi yine neşeli kılığına bürünmek...

24 Nisan 2012 Salı

Evet yaptım

Pişman mıyım?
Bilmiyorum
Yine yapar mıydım?
Muhtemelen

18 Nisan 2012 Çarşamba

Bazen oluyo öyle

Sonra soda içiyorum; geçiyo...

Not: İlk defa Türkçe'yi katlettim bu sayfada

8 Nisan 2012 Pazar

Biz ne zaman içsek

Köfte geç gelir...

İyice şiire verdim kendimi bu aralar galiba. Yılmaz Erdoğan'ın Alkol İkindisi şiirinde kendimi bulurum bazı bazı. Söylemlerini pek sevmesem de severim Yılmaz Erdoğan'ın sanatını.

Biz ne zaman içsek; Aloş'a gidilir. Yani en azından gidilirdi. Aloş'u bilen bilir, burada anlatmaya mahal yok. Köfte de geç filan gelmez; zamanlama iyidir hep. Ama birilerinin göbeklerimize dur demesinin zamanı geldi sanki. O yüzden gitmeme kararı aldık bir süre...

Biz ne zaman içsek
Biri günün sözünü söyler

Ha bu eski burun olur, kalmak olur...

Ama o söz o masaya gelir! Fakat Nazım'ın da dediği gibi

Ve sana söylemek istediğim en güzel söz
Henüz söylememiş olduğum sözdür

1 Nisan 2012 Pazar

Koy koy koy

İçiniz fesat!

Başlıkta geçen Tanju Okan şarkısı. Meyhaneciye ithafen, içki koy anlamında...

Yoksa kim neyi nasıl koyacağını bilir zaten. Fabrikada ham madde koyacaksak meyhaneciye soracak değiliz ya!

Neyse ben bu hafta sonunu Tanju Okan hafta sonu ilan ediyorum kendime.

Neden saçların beyazlamış arkadaş diye bir soru işaretiyle kaçıyorum...

27 Mart 2012 Salı

Bu kişi diye oklar gösteren fotoğraflar...

... ben ne yapıyorum millet ne yaptığımı sanıyor fotoğrafları...
...reklamlar...
...paylaşmayan adam değildir şeklindeki paylaşımlar...
..."beni hiç paylaşan olmadı abi" şeklinde Küçük Emrah paylaşımları...

Hızla twitter'a oradan da google+'a meylediyorum...

25 Mart 2012 Pazar

Verimli hafta sonu

Cumartesi:
Kahvaltı
Tekirdağ (Tekira, sahil, sade kahve, çay, balık-ekmek, tekrar Tekira)
Lüleburgaz
Spartacus
...ve ilk kez 0 promil ile Aloş :)

Pazar:
2 maket
Kabalka'da kahvaltı-öğle yemeği arası bir şey (iyi yedik ama)
Kipa (haftalık alışveriş)
Bol bol Castle
ve....çiğ köfte :)

O zaman yarın sabah mesai zamanıdır...

18 Mart 2012 Pazar

Çember

Yeni Türkü'nün en sevilen şarkılarından biri

Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken, kafan dışındaysa
Çaresi yok kardeşim
Her akşam böyle içip, kederlenip
Mutsuz olacaksın
Meyhane masalarında kahrolacaksın
Şiirlerle, şarkılarla kendini avutacaksın
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın

Tamam da; ya kendim dışındayken kafam içindeyse... Dışarıda kalmayı başarsam da aklım oradaysa?

9 Mart 2012 Cuma

Aysel git başımdan...

Aysel filan yok aslında başımdan gitmesi gereken. Sadece Attila İlhan'ın sesinden şiiri dinledim az önce. Sonra bir şeyler karalayasım geldi...

"Karalamak" terimi klavye ile tezat aslında. Ama karar aldım; şaka yapmak yok bu yazıda.

Başıma gelen ve "git başımdan" dediğim tüm güzel şeylere teşekkürü borç bilirim...