Önce güncel haber olan niye nöbette olduğumu anlatayım. Prag-İstanbul normalde 2 saat 10 dakika. Uçuş saatim yerel saatle 19.15’ti (ki bu TSİ 20.15 yapar). Bu şartlar altında ben en geç 22.30 gibi Atatürk Havaalanına inmiş olacaktım. Pasaport kontrolü ve valizimi almam yarım saat desek (ki sürmedi o kadar) saat 23.00 olacaktı. Atlarım metroya Esenlere giderim gibi bir plan vardı 24.00’te hareket eden son Lüleburgaz aracına yetişecektim. Gel gelelim uçak 35 dakika geç havalandı. Bir 15 dakika da iniş sıramızı beklerken İstanbul üzerinde fazladan gezdik. E 1 saate yakın rötarımız oldu haliyle nur topu gibi. Değil 24.00’de kalkan otobüse, 24.00’te havaalanından hareket eden metroya bile yetişemedim. Şimdi de ilk metroya binmek için vakit öldürüyorum havaalanında.
Tek başımayken tadını çok çıkaramadım ama (hiç demiyorum fark ettiyseniz; kendimce bir hayli gezdim sonuçta) Prag güzel şehir. Hani yaşansa yaşanır yani. Talep gelse gider yerleşir orada çalışırım yani, o derece…
Bu arada kahvemi de aldım geldim iyi oldu. Kasiyer abla jelibon da ikram etti sağ olsun.
Ne diyordum… Hah, Prag. Otelin yeri güzeldi; fabrikaya yakın, Metro istasyonuna yakın. Güler yüzlü çalışanlar da artıydı otel için. Bir de odamda buzdolabı olsa şahane olurdu. En azından Birayı süpermarketten süper ucuza alır, yığardım dolaba. Akşamdan akşama da içerdim mecburen :) Onun yerine şehir merkezinde içmek durumunda kaldım.
İşle ilgili yorum yapmıyorsam yan gelip yattığımdan değil, gizliliktendir. Ama yapmam gerekeni fazlasıyla yaptığımı düşünüyorum. Seviyorum yahu ben işimi…
3 saat daha ayakta kalacak enerjiyi ben bulsam bile elimdeki bilgisayar bulacak mı onu bilmiyorum bak. Biliyorum aslında; yetmeyecek şarjım Ama bir priz varlığını keşfettim. Amca onu kullanmayı bıraktığı an sulanırım; gözünün yaşına bakmam. Zaten aman sabahlar olmasın modundayım.
Özetle Prag iyiydi, keyifliydi. Yanımda birileri daha olsa çok daha keyifli olacaktı. Ama bülbül altın kafes hesabı ben yine vatanım diyorum. Yolda yanından geçtiğin adamın Türkçe ana avrat dümdüz küfretmesi bile farklı bir güven hissiyatı doğuruyor sonuçta…
Ha bir de unutmadan; THY uçaklardaki çekik gözlü sayısına sınır getirsin. Tamam, ırkçı değilim ama Koreli ablukasını aşamadım uçuşlarımda. Bir de hakikaten komik bir şekilleri var bence. Son heceyi öyle bir vurguluyorlar ki “aha birisi kuyruğuna bastı” diyorsun içinden…
Böyleyken böyle…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder