Saatlerce kuyruk bekleyip kaset kapağı (evet; CD teknolojisine geçememiştik henüz) imzalattığım tek ünlü topluluğu Ayna'dır. Karşıyaka Vapur İskelesi'nin üstü D&R'dı o zamanlar.
Kendim için pek bişey yapmayan ben yine kendim için orada değildim. Amaç o kapağı imzalatıp ablama hediye etmekti. Başarmıştım da...
Bu hafta Cemil Abi'mz vefat etti. Allah rahmet eylesin; mekanı cennet olsun.
Bir şarkılarında okudukları bir şiirin yıllar sonra beni yamultacağını bilemezlerdi tabi...
Yüreğimin kıyısına vurdu minicik bir dalga,
Susmalıydım, tutamadım kendimi,
Bir canım var, feda etsem sevdamı bilemezsin,
Bir acım var, anlatsam önünü göremezsin,
Herkes unuttu gitti, ben de unuttum her şeyi,
Bari, bari "sen unutma beni"...
22 Kasım 2012 Perşembe
17 Kasım 2012 Cumartesi
Yeniden
Oturup amerikan futbolu maçı izledim bugün çok uzun bir aradan sonra. Ama Penn State ayıp etti. Karşındaki oyuncular da insan evladı. Anaları, bacıları maçı seyrediyor. İlk yarıyı 28-13 önde kapatıp maçı 45-22 kazanmak nedir ya?
Hiç sevmem erken kopan maçları...
Not: Yanlış blog sayfama mı yazdım bana mı öyle geliyor?
Hiç sevmem erken kopan maçları...
Not: Yanlış blog sayfama mı yazdım bana mı öyle geliyor?
11 Kasım 2012 Pazar
Avrasya
Vücudu yormak için bire bir...
"Ulen parkur topu topu 8 km; onu da koşmayıp yürüyorsunuz" diyen o kadar çok ki.Kendilerini işlerinin çok yoğun olduğu bir haftanın pazar sabahı 5.00 olmadan yataktan çıkıp İstanbul'a gitmeye davet etmek isterim. Hayır yolda muhabbet de güzel, pek uyunmadı da gidene kadar.
Önce biraz şirket maymunluğu yapıldı; tişörtler fotoğraflar filan. Arada bir Mado'da içilen en kötü çay içildi (bitirilemedi bile). Haydi bakalım köprüye...
Köprü çok fena esiyor; yayayken anlaşılıyor ancak. Geçen sene yoğun yağmurdan rüzgarı fark etmemiştik ama bu sene hissettirdi kendini.Ama manzara şahane...
Bir Avrasya geleneği haline gelen Starbucks'ta kahve bu sene de içildi. Üstelik üstüme dökmek yerine içmeyi tercih ettim. Dağılan ekibi her sene orada toparlıyoruz.
Etap bittiğinde bu sene balık-ekmek yerini grubun yarısında kuru fasulye-pilav-turşu üçlemesine bıraktı. İyi yedik gözüm (Devrim Abi'ye selam ederim)
Servis şoförü ile bulaşmak biraz zor olsa da biraz daha yürüyerek başardık. Sonunda da attık kendimizi eve.
Seneye buluşmak üzere...
"Ulen parkur topu topu 8 km; onu da koşmayıp yürüyorsunuz" diyen o kadar çok ki.Kendilerini işlerinin çok yoğun olduğu bir haftanın pazar sabahı 5.00 olmadan yataktan çıkıp İstanbul'a gitmeye davet etmek isterim. Hayır yolda muhabbet de güzel, pek uyunmadı da gidene kadar.
Önce biraz şirket maymunluğu yapıldı; tişörtler fotoğraflar filan. Arada bir Mado'da içilen en kötü çay içildi (bitirilemedi bile). Haydi bakalım köprüye...
Köprü çok fena esiyor; yayayken anlaşılıyor ancak. Geçen sene yoğun yağmurdan rüzgarı fark etmemiştik ama bu sene hissettirdi kendini.Ama manzara şahane...
Bir Avrasya geleneği haline gelen Starbucks'ta kahve bu sene de içildi. Üstelik üstüme dökmek yerine içmeyi tercih ettim. Dağılan ekibi her sene orada toparlıyoruz.
Etap bittiğinde bu sene balık-ekmek yerini grubun yarısında kuru fasulye-pilav-turşu üçlemesine bıraktı. İyi yedik gözüm (Devrim Abi'ye selam ederim)
Servis şoförü ile bulaşmak biraz zor olsa da biraz daha yürüyerek başardık. Sonunda da attık kendimizi eve.
Seneye buluşmak üzere...
2 Kasım 2012 Cuma
Ne yapabilirsin ki...
"Bu öbürleri gibi değil; bunu düzeltemezsin. Bırakıcan, kanıycak!"
Ne zaman ki bana değer vere birine bu cümleyi kurarım; o gün... Neyse ya boşverin.
Ne zaman ki bana değer vere birine bu cümleyi kurarım; o gün... Neyse ya boşverin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)