CTRL+A
CTRL+X
CTRL+V
Türkiye'de siyasetin yeni formülü. Denediler bu hafta, bakalım tutacak mı.
Merkez sağ birleşti. Anavatan Partisi pılını pırtısını aldı Demokrat Parti'ye katıldı. Üyeleri, taşınır taşınmaz malları, demirbaşları, yöneticileri,... Kocaman bir Demokrat Parti oldu şimdi.
Dışarıdan farklı açılardan bakıyorum:
1. Dar Açı: İki partinin de tabanı geniş. Birlik olunca ciddi sayıda destekçiye sahip oldular. Artık AKP karşısında çok ciddi bir oluşum var. Bu yeni oluşum daha ilk seçimde ortalığın tozunu attıracak.
2. Geniş Açı: Demokrat Parti barajı ilk seçimlerde aşar. Sözde yenilendi, güçlendi ama kadro aynı kadro. Bu iki partiyi barajın altında bırakan siyasetçilerin çoğu bir arada şimdi. Aralarındaki ufak tefek düşünce farklılıklarını bir kenara bırakmış olmaları her işin altına imza atacak adamları farklı insanlar yapmadı ki...
3. Şöyle Hafif Soldan: Biz aynı isimlerle direttikçe oy kaybediyoruz. İyi reklam oldu bu birleşme. İlk seçimlere kadar dişe dokunur birşeyler yapmazsak bizim oyların bir kısmı da kayar bu partiye.
4. Benim Baktığım Açı: Ben bu filmin başını seyrettim. İki partinin lideri bir araya getiremedi partiyi. Yok şu olmuş, yok bu olmuş... bana ne! Bu insanları partilerin başına siz getirdiniz. Başınıza lider yaptınız, rezil oldunuz seçim öncesi. Şimdi aynı konuyla yeni film izledik. Bu kez hazırlık aşaması daha az reklamlı oldu. Malum seçim atmosferi yoktu. Sonunu da getirebildiler bu sefer. Ama hala benim çocukluğumdan bu yana duyduğum isimlerle yeni bir lider bulamadan; gençleri dahil edemeden, yeni projeler üretemeden yoluna devam büyük bir parti görüyorum ben. Sadece kalabalığın değil, daha nitelikli bir kalabalığın ülke için daha hayırlı olacağını düşünüyorum.
Özetlemem gerekirse; ülkede herşey aynı tas aynı hamam. Teröristlerin kapılarda karşılandığı; ülkesi için savaşmış komutanların, düşünen hocaların hapiste olduğu şu dönemde sadece bir parti meclise girmeyi garantiledi. Hayırlı olsun...
2 Kasım 2009 Pazartesi
9 Eylül 2009 Çarşamba
Hep beraber yapıyoruz...
Nerde bu devlet diye çırpınıyor insanlar yine. Ben bildim bileli de böyle. Ne zaman başımız sıkışsa devlete hükümete sararız. Özellikle doğal afetlerde de devletin başındakiler "Takdir-i İlahi" diyip sıyrılır. Değil arkadaşım! Bizden önceki nesiller başlattı, biz de devam ediyoruz. Ne ediyorsak kendimiz ediyoruz.
Başımızda birileri yokken (anarşist değilim bu arada) biz zaten kendi evimizi, sokağımızı idare ederiz. O zaman başımızdakileri niye seçiyoruz? Bunu sorgulamak lazım.
Beni yönetecek adam sistemi devam ettirmeyecek sadece. İleri görüşlü olacak. Gelecek tehditleri görecek, gelmeden önlem alacak. Alacak ki niye o makamda ben oturmuyorum da o oturuyor sorusunun adam gibi bir cevabı olacak. Ankara'da belediye başkanıysa örneğin birkaç sene su sıkıntısı yaşatmayacak sistemi oluşturacak; öyle 4-5 gün susuz bırakmayacak milleti en basidinden. Gerçi unutuldu bu konu ya neyse...
Şimdi Marmara su altında. Herkes feryat figan. Ölülerin hesabını soran olmayacak belki ama, gelecek için de kimse birşey yapmayacak. Birkaç hafta ağlanacak, sızlanacak ama kusura bakmayın sonra herşey unutulacak. Neden unutulacağına gelince:
Kaç kişi aldığı (veya oturduğu) evin yapılırken nasıl yapıldığını sorguladı. Sağında solunda zemininde üstünde ne tehdit var sorguladı. Kaç kişi kesesinden çok canını düşündü. Lafa gelince cana geleceğine mala gelsin der herkes ama illa canı yanınca mı akıl başa gelecek.
Daha da beteri; kaç kişi (ben de dahilim bu yazacaklarımı yapmayanlara) seçme hakkını kullanırken işini yeterince yapmakla kalmayıp fazlası için uğraşanları seçti? Lafta değil icraatta geleceğe yönelik adım atanların peşinden gitti? Babalarımız ve onların babaları da dahil kaç kişi cidden toplum ve gelecek için çaba harcayacak insanlara destek verdi? Sadece oy değil; işlerini yapması için destek verdi?
Kusura bakmasın kimse; dünü ve bugünü kurtarmakla bu kadar meşgulken ilerisi için hiçbir adım atmıyor bu toplum. Bu acılar da UNUTULMAYA MAHKUM!
Ölenlere Allah'tan rahmet, kalan yakınlarına sabır diliyorum.
Başımızda birileri yokken (anarşist değilim bu arada) biz zaten kendi evimizi, sokağımızı idare ederiz. O zaman başımızdakileri niye seçiyoruz? Bunu sorgulamak lazım.
Beni yönetecek adam sistemi devam ettirmeyecek sadece. İleri görüşlü olacak. Gelecek tehditleri görecek, gelmeden önlem alacak. Alacak ki niye o makamda ben oturmuyorum da o oturuyor sorusunun adam gibi bir cevabı olacak. Ankara'da belediye başkanıysa örneğin birkaç sene su sıkıntısı yaşatmayacak sistemi oluşturacak; öyle 4-5 gün susuz bırakmayacak milleti en basidinden. Gerçi unutuldu bu konu ya neyse...
Şimdi Marmara su altında. Herkes feryat figan. Ölülerin hesabını soran olmayacak belki ama, gelecek için de kimse birşey yapmayacak. Birkaç hafta ağlanacak, sızlanacak ama kusura bakmayın sonra herşey unutulacak. Neden unutulacağına gelince:
Kaç kişi aldığı (veya oturduğu) evin yapılırken nasıl yapıldığını sorguladı. Sağında solunda zemininde üstünde ne tehdit var sorguladı. Kaç kişi kesesinden çok canını düşündü. Lafa gelince cana geleceğine mala gelsin der herkes ama illa canı yanınca mı akıl başa gelecek.
Daha da beteri; kaç kişi (ben de dahilim bu yazacaklarımı yapmayanlara) seçme hakkını kullanırken işini yeterince yapmakla kalmayıp fazlası için uğraşanları seçti? Lafta değil icraatta geleceğe yönelik adım atanların peşinden gitti? Babalarımız ve onların babaları da dahil kaç kişi cidden toplum ve gelecek için çaba harcayacak insanlara destek verdi? Sadece oy değil; işlerini yapması için destek verdi?
Kusura bakmasın kimse; dünü ve bugünü kurtarmakla bu kadar meşgulken ilerisi için hiçbir adım atmıyor bu toplum. Bu acılar da UNUTULMAYA MAHKUM!
Ölenlere Allah'tan rahmet, kalan yakınlarına sabır diliyorum.
30 Ağustos 2009 Pazar
78. İzmir Enternasyonal Fuarı
İlk 77sini yine mumla aradık geçen akşam. Nerde bizim zamanımızdaki fuarlar; PEHEYYYYY!
Şimdi kafada pek saç kalmadı. Öyle aktiviteden aktiviteye koşan bir adam da değilim. Kendimi yavaş yavaş ihtiyar heyetine dahil eder oldum. Ama Benim ilk kez 1993 yılında tanıştığım İzmir Fuarı ile bu seneki arasında da uçurum var cidden.
Bir kere eski pavyonların (pavyon dediysek; firma standlarının kurulduğu pavyonlar) olduğu yerler şimdilerde yeşil alan. Zaten eski pavyonları dolduracak kadar firma yok artık. Eskiden cidden "Enternasyonal" (bildiğin Uluslararsı!) bir fuar olurdu. Şimdi adım başı gelinlikle broşür dağıtan insanlar ve ne tanıttığından habersiz insanlar var. Nadiren bilinçli tanıtım yapanlarla karşılaştım. En azından ben "bu araba sadece geri mi gider" diye sorana kadar arkadan itişli arabaya arkadan çekişli diyen manken ablalar ile önündeki afişte yazanlar dışında birşey bilmeden Avrupa Voleybol Şampiyonası reklamı yapanlara uyuz olduğumla kaldım.
Gerçi Lunapark halen insan seli. Eğlenelim kısmı yıllardır değişmedi. Tek değişiklik zaman zaman eklenen eğlence araçları. Buna da itirazım yok. Yıllardır gitmemiştim; birkaç tanesine diktim gözü.
Son olarak fuardan çıkarken beni internet müşterisi yapmaya çalışan TTNET abla ile aramızda geçen konuşma ile satırlarımı tamamlıyorum:
Abla: İyi akşamşlar
Ben: İyi akşamşlar
Abla: İnternet kullanıyor musunuz?
Ben: Evet kullanıyorum.
Abla: Hangi servis sağlayıcıyı kullanıyorsunuz? (Cümle tam olarak bu olmayabilir ama anlam buydu)
Ben: Malesef sizinle çalışıyorum. Ama yakında bırakmayı düşünüyorum. Geçen hafta müşteri hizmetlerinizle tartıştım. Dilerseniz uzatmayalım.
Abla: Siz bilirsiniz.
Ben: İyi akşamlar...
Şimdi kafada pek saç kalmadı. Öyle aktiviteden aktiviteye koşan bir adam da değilim. Kendimi yavaş yavaş ihtiyar heyetine dahil eder oldum. Ama Benim ilk kez 1993 yılında tanıştığım İzmir Fuarı ile bu seneki arasında da uçurum var cidden.
Bir kere eski pavyonların (pavyon dediysek; firma standlarının kurulduğu pavyonlar) olduğu yerler şimdilerde yeşil alan. Zaten eski pavyonları dolduracak kadar firma yok artık. Eskiden cidden "Enternasyonal" (bildiğin Uluslararsı!) bir fuar olurdu. Şimdi adım başı gelinlikle broşür dağıtan insanlar ve ne tanıttığından habersiz insanlar var. Nadiren bilinçli tanıtım yapanlarla karşılaştım. En azından ben "bu araba sadece geri mi gider" diye sorana kadar arkadan itişli arabaya arkadan çekişli diyen manken ablalar ile önündeki afişte yazanlar dışında birşey bilmeden Avrupa Voleybol Şampiyonası reklamı yapanlara uyuz olduğumla kaldım.
Gerçi Lunapark halen insan seli. Eğlenelim kısmı yıllardır değişmedi. Tek değişiklik zaman zaman eklenen eğlence araçları. Buna da itirazım yok. Yıllardır gitmemiştim; birkaç tanesine diktim gözü.
Son olarak fuardan çıkarken beni internet müşterisi yapmaya çalışan TTNET abla ile aramızda geçen konuşma ile satırlarımı tamamlıyorum:
Abla: İyi akşamşlar
Ben: İyi akşamşlar
Abla: İnternet kullanıyor musunuz?
Ben: Evet kullanıyorum.
Abla: Hangi servis sağlayıcıyı kullanıyorsunuz? (Cümle tam olarak bu olmayabilir ama anlam buydu)
Ben: Malesef sizinle çalışıyorum. Ama yakında bırakmayı düşünüyorum. Geçen hafta müşteri hizmetlerinizle tartıştım. Dilerseniz uzatmayalım.
Abla: Siz bilirsiniz.
Ben: İyi akşamlar...
19 Temmuz 2009 Pazar
Isı ve sıcaklık
Isı ve sıcaklık kavramları arasındaki fark nedir;
İzmir'deyim herşey ısınmış, şehir yanıyor, sıcaklık yüksek. Bence bu iki kavram arasında bir fark yok şu an (ahkam keseceklere biraz termodinamik bildiğimi hatırlatmak isterim). Kavramlarla işim yok...
Ben soğuk iklim canlısıyım. YANIYORUM!
İzmir'deyim herşey ısınmış, şehir yanıyor, sıcaklık yüksek. Bence bu iki kavram arasında bir fark yok şu an (ahkam keseceklere biraz termodinamik bildiğimi hatırlatmak isterim). Kavramlarla işim yok...
Ben soğuk iklim canlısıyım. YANIYORUM!
1 Temmuz 2009 Çarşamba
Hep geç kaldım...
Neye kalkışsam geç kaldım hep. Kendim de dahil kimseyi tatmin edemedim. Giriştiğim çok az işin sonunu doğru dürüst getirebildim. 2009 itibariyle artık sonuca yönelik yaşıyorum. Başladığım işlerin bitmesi gerekiyorsa bitecek. Devam edenler düzene girecek. Bir hayatım olacak; benim istediğim doğrultuda ilerleyecek.
Tabi bu hayat aslında 2010 itibariyle gerçekten yaşanacak. Çünkü sırada askerlik var. Ona bile geç kaldığımdan aralık ayına devrettim. Hayırlısı bakalım...
Tabi bu hayat aslında 2010 itibariyle gerçekten yaşanacak. Çünkü sırada askerlik var. Ona bile geç kaldığımdan aralık ayına devrettim. Hayırlısı bakalım...
9 Haziran 2009 Salı
Tarihi derken...
Senesinden emin değilim (araştırsam bulurum ama araştırasım da yok) bir milli atlet 5000m bayanlarda rekor kırmıştı. Ertesi gün gazetede manşet: "Tarihi Rekor!" Okuduk; gururlandık. Birlikte oturduğumuz arkadaş grubunda çoğumuz sorgulamadık ama bir kişi daha başlığı okurken gülmeye başladı. Niye güldüğünü sorduk, cevabı başka bir soruyla verdi: "Tarihi olmayan bir rekor var mı?"
O günden beridir "tarihi" kelimesini dikkatli kullanırım. Az önce bir yerde yine klasik bir kullanım olan "Tarihi ... Kalesi" gördüm. İyi de bilinen tüm kaleler tarihe malolmuş değil mi zaten?
Yeni kale yapanınız oldu mu len?
O günden beridir "tarihi" kelimesini dikkatli kullanırım. Az önce bir yerde yine klasik bir kullanım olan "Tarihi ... Kalesi" gördüm. İyi de bilinen tüm kaleler tarihe malolmuş değil mi zaten?
Yeni kale yapanınız oldu mu len?
8 Mayıs 2009 Cuma
Şenlenelim
Bimemkaçıncı Uluslararası ODTÜ Bahar Şenlikleri... Benim çokuncu ve inşallah öğrenci sıfatıyla sonuncu.
Şenlenmeye diye geldim; yağmur başladı herkes kaçıştı. Arkadaşları aradım; hepsinin ayrı işi gücü var. Kimi derste kimi yurtta kimi de evde. Akşamki konser de benim için muamma. Bende bir terslik var bu aralar ya, dur bakalım!
Neyse ben caz dinlemeye gidiyorum. En azından müzik kaliteli. Tanıdık insanlar da var; daha ne olsun! Yarın da Hayko Cepkin varmış. Onun da sahnedeki görüntüsünü merak etmiyor değilim hani.
Haydin şenlenelim...
Şenlenmeye diye geldim; yağmur başladı herkes kaçıştı. Arkadaşları aradım; hepsinin ayrı işi gücü var. Kimi derste kimi yurtta kimi de evde. Akşamki konser de benim için muamma. Bende bir terslik var bu aralar ya, dur bakalım!
Neyse ben caz dinlemeye gidiyorum. En azından müzik kaliteli. Tanıdık insanlar da var; daha ne olsun! Yarın da Hayko Cepkin varmış. Onun da sahnedeki görüntüsünü merak etmiyor değilim hani.
Haydin şenlenelim...
3 Mayıs 2009 Pazar
Off offfffff
Zaten bu aralar bunaldım, patlayacak yer arıyorum; herkes de üzerime üzerime geliyor. ODTÜ'ye geldim; veri tabanındaki makalelere ulaşmak amacıyla. Okul dışından ulaşmanın yolları da var ama zahmetli. Bir yurt bilgisayar salonunda işlerime bakıyorum. Pazar sabahı orada ne işin var diyeceksiniz; öğleden sonra maç izleyeceğim. Neyse; kendi halimde işime bakıyorum. Birinin telefonu çaldı; salon kuralları gereği çıktı kapının dışında konuşuyor (bir operatör olmasa da uyarız kurallara). Karşısındakine nerede olduğunu anlatmaya çalışıyor. Hangi yurtta olduğundan emin olamadı; içeri seslendi. En yakındaki de bendim. Hıtarlık (hani şu yeşil olup cacıkta kullanılan) yapıp cevap verdim. Muhabbeti aynen aktarıyorum:
- Hocam burası 1 mi 2?
- 2. Yurt 1. Salon.
- Biliyorum PC salonu olduğunu!
- 1. Salon dedim dedim hocam.
- Nasıl yani?
- Alt kattaki salonlar 2. ve 3. salon olarak geçiyor; burası 1. salon...
- Onlara giderken de buradan geçilmiyor mu?
- Evet hocam! (not: 2. salonun ayrı bir kapısı da var ama son birkaç yıldır açık olduğuna denk gelmedim)
Derken zat-ı muhterem talafonda birisiyle konuştuğunu hatırlayıp benimle olan muhabbetini kesip telefona döndü.
Arkadaşım gelmeyin üstüme ya; tamam yanlış anladın ilk tepkinde haklısın. Ben açıkladıktan sonra bu üste çıkma arayışı neden? Yok abicim; bundan sonra tanımadığım herkese geri zekalı muamelesi yapıp cevap vereceğim. Ne okuyorsun, kitap; nerede oturuyorsun, sandalyede... Bu ne ya! İyi değilim bu günlerde; gelmeyin üstüme...
Neyse ben gidiyorum. Maç seyredip kafa dağatacağım...
- Hocam burası 1 mi 2?
- 2. Yurt 1. Salon.
- Biliyorum PC salonu olduğunu!
- 1. Salon dedim dedim hocam.
- Nasıl yani?
- Alt kattaki salonlar 2. ve 3. salon olarak geçiyor; burası 1. salon...
- Onlara giderken de buradan geçilmiyor mu?
- Evet hocam! (not: 2. salonun ayrı bir kapısı da var ama son birkaç yıldır açık olduğuna denk gelmedim)
Derken zat-ı muhterem talafonda birisiyle konuştuğunu hatırlayıp benimle olan muhabbetini kesip telefona döndü.
Arkadaşım gelmeyin üstüme ya; tamam yanlış anladın ilk tepkinde haklısın. Ben açıkladıktan sonra bu üste çıkma arayışı neden? Yok abicim; bundan sonra tanımadığım herkese geri zekalı muamelesi yapıp cevap vereceğim. Ne okuyorsun, kitap; nerede oturuyorsun, sandalyede... Bu ne ya! İyi değilim bu günlerde; gelmeyin üstüme...
Neyse ben gidiyorum. Maç seyredip kafa dağatacağım...
15 Nisan 2009 Çarşamba
Merhaba
Bilenler bilir; durup durup korumalı futbol (eskiden amerikan futbolu denirdi) yorumluyorum. Artık sadece izliyorum ve bu beni kesmiyor; konuşup duruyorum. Bazen diyorum ki başka şeyler hakkında da konuşayım. Yazdıklarım muhtemelen kimilerine boş gelecek; adam yazmış olmak için yazmış diyecekler. Haklılar...
Ben de onu diyorum zaten!
Çok bilgili, kültürlü, örnek alınası birisi değilim. Her konuda ahkam kesemem. Ama bazen ben de içimde birikenleri yazmak istiyorum. İşte bu sayfada onu yapacağım. Tek fark; burada korumalı futbol olmayacak. Kim okur, niye okur bilemem ama ben içimi dökeceğim.
Sabredip buraya kadar okuyan herkese merhaba. Gerisi gelirse okurum diyenlerle görüşmek üzere...
Ben de onu diyorum zaten!
Çok bilgili, kültürlü, örnek alınası birisi değilim. Her konuda ahkam kesemem. Ama bazen ben de içimde birikenleri yazmak istiyorum. İşte bu sayfada onu yapacağım. Tek fark; burada korumalı futbol olmayacak. Kim okur, niye okur bilemem ama ben içimi dökeceğim.
Sabredip buraya kadar okuyan herkese merhaba. Gerisi gelirse okurum diyenlerle görüşmek üzere...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)