14 Mayıs 2014 Çarşamba

SOrMA

Değil hayvanat bahçesi müdürü, akpkk'lı su aygırı olsan terfi alacağın, ve kimsenin şaşırmayacağı bu ülkede (tespit konusunda teşekkürler Zaytung) cenaze evine gidip (mecaz var, Soma'yı kastettim) azarlayan başbakan gördük bugün. Gae over Turkey...

14 Nisan 2014 Pazartesi

Get yourself a life...

Bir miktar Bordeaux şarabının bana verdiği yetkiye dayanarak hayatımı sorguluyorum. Buyrun birkaç kırılma noktası:

- İlkokulu Sinop'ta okudum. Daha da detaya inersek Ayancık'ta. Dershane veya özel ders görmedim. Kendisinin ellerinde öperim, okul hayatımda öğrendiklerimin en büyük kısmı Suzan Öğretmen'in başarısıdır. Sinop'ta bulunan tek Anadolu Lisesi'ni kazanmak kazanmak bile ilçe için büyük olayken, tüm tercihlerimin İzmir olduğunu duyunca kızmıştı bana. Sonra ben şans, takip, kontenjan filan derken İzmir'de hedefime ulaştım. Suzan Öğretmen de kadar 10 öğrencisini Anadolu Lisesi öğrencisi yaparak ilçeyi salladı o sene. İşin ilginci, kimse bana düz lise ile gideceğim okul arasındaki farkı anlatmamıştı. Kazanmam bekleniyordu, yaptım.

- Babası okul müdürü ile mahkemelik olmuş bir öğrenci olarak çok usluydum lisede. Belki de şu anki cıvıklığım o günlerde yapamadıklarımdan kaynaklanıyor. Lise 2. sınıfta -ki lise 3 seneydi o zamanlar- yaptığımız Ankara gezisinde tanıştım ODTÜ ile. Burada okumalıydım. Çalıştım, azmettim kazandım. İzmir'i yaşamayı atlamışım o arada. İzmir'le gerçek anlamıyla Ankara'da öğrenciyken tanıştım. Belki bu yüzden, İzmir'i çok severim ama kendimi İzmirli hissetmem.

- Moleküler biyoloji ve genetik okumaya puanım yetmediği ve kimyayı sevdiğim için kimya mühendisliği okudum ODTÜ'de. Mühendislik okurken kimyaya fazla zamanım olmayacağını öğrendiğimde çok geçti artık. Belki de yıllarca mezun olamama sebeplerimden biriydi bu.

- Askere yedek subay olarak gitmek istedim. Sebebi çok basit: Para! Öğrenciliği uzatınca o kadar borçlanmıştım ki, gelir kapısı olarak gördüm orayı. O da olmadı. "Er" olmaktan öteye geçemedim.

- En azından çalışmak için yine İzmir dedim. Olmadı. Olsa şaşardım. Kendimi plaka kodunu bile bilmediğim bir şehirde ev arkadaşı ararken buldum...

Bir ara yaşamaya başlasam hiç fena olmayacak sanki...


1 Mart 2014 Cumartesi

Or(a)dan Bur(a)dan

Sevgili Jack,

Bizimle tanışmadan önce nelere şahit oldun bilmiyorum ama, deli gibi eğlendiğimiz bir Kartalkaya seferinde başladık seninle takılmaya. Evet, kendimizi sakat bırakacak, belki öldürecek riskleri aldığımız iki gün geçirdik. Neyse ki sen de vardın. Doğum günümü de kutladık seninle, Tanju'nun nişanını da. Bu akşam veda vakti artık. Arkada Duman "Haberin Yok Ölüyorum" diyor şu an ve sen tükeniyorsun. İyi ki geldin be...

Ülkenin (ki artık ülkemin diyememek acı veriyor) durumu berbat. Ne kadar büyük suç işlersen o kadar özgürsün resmen. İki cümleden birinde konuyu dine getir yeter. "Çalıyor ama çalışıyor" diyen adamlar duyduk bu ülkede. Çok acı değil mi? Bu günü zaten kaybettik de, yarını kurtaralım diyenler de ateist ve terörist oldu bu hafta. Cümleyi kuran yüzlerce insanı meydanda toplayıp terörist kucaklamış biri olmasa içim yanmaz.

Hayatımda hiçbir planım tutmuş gibi ağustos ayında yurtdışı tatil planları yapıyorum. Rotayı Rusya'ya kırmamız kuvvetle muhtemel. Neden mi Rusya? Vize gerektirmiyor. Tamamen duygusal yani.

Bu caponların yaratıcılıkları sınır tanımıyor hakkatten. Death Note izledim bu hafta. Gerçi 8 sene öncesinin animesiymiş ama biz yeni keşfettik. 37 bölüm izlemem bir hafta sürmedi. Caponların yaratıcılıkları diyordum; psikolojisi sağlam olanları bilim adamı oluyor bunların, manyakları senarist. Kurguda çok iyiler her türlü. Önlerinde saygı ile eğiliyorum.

Film dizi filan seyretmek çok iyi birşey. Yoksa televizyon seyretmeye kalkıyorsun. Haberler fena. Özetle Türkiye'nin etrafı komple savaş alanı. Türkiye'de de birileri iç savaş çıkartmaya çalışıyor. Bu millet kardeş kanı dökmeden akıllanmayacak gibi geliyor. O derece saçmaladı ki olan biten, iç savaş çıkacaksa da bir an önce başlayıp bitsin der oldum. Gönül ister ki kimse ölmesin tabi...

Tartıldım dün ve ömrümde ilk defa üç basamak gördüm. "I am officially 0.1 tone!" Bu vesileyle yemek için Gaziantep'e giden iş arkadaşlarıma selam eder, afiyet olsun demek isterim...

Güle güle Jack...

Yine gel olur mu?

12 Şubat 2014 Çarşamba

Kick off

Hala ODTÜ formasıyla sahaya çıkıyorum rüyalarımda. Koç Suphi, QB Sertaç. Daha bu hafta yine kick takımında sahadaydım maçın ilk oyununda.

"NO PASARAN!" diye haykırasım var yeniden...

28 Ocak 2014 Salı

O değil de

Katil şarkı ve türküleri bırakalım bir kenara. Cem Karaca, Fuat Saka, Zeki Müren ve hatta Kardeş Türküler... Alkolik ediyordunuz beni bir dönem. Ne geçti elinize?

Ortaokul yıllarımda başladım metal müzik dinlemeye. Lisede elime gitarı aldım; gürültü yapmaya başladım. Ki o gürültü devam eder hala. "Metal müzik Amerika'nın arabeskidir" denmişti bana. Doğruydu bir yerde. Hep bir Müslüm Baba (rahmetle anıyorum kendisini) isyanı var sözlerde. Bir Iron Maiden şarkısı var ki hep sevmişimdir:

Maybe one day I'll be an honest man
Up till now I'm doing the best I can
Long roads, long days, of sunrise, to sunset
Sunrise to sunset

Dream on brother, while you can
Dream on sister, I hope you find the one
All of our lives, covered up quickly
by the tides of time

Spend your days full of emptiness
Spend your years full of loneliness
Wasting love, in a desperate caress
Rolling shadows of nights

Dream on brother, while you can
Dream on sister, I hope you find the one
All of our lives, covered up quickly
by the tides of time

Sands are flowing and the lines
are in your hand
In your eyes I see the hunger, and the
desperate cry that tears the night

Düşünüyorum da; hakkatten elimden gelenin en iyisini yaptım hep. Ama bi b.ka yaramadı...

Not: Yaşlanıyorum ya; öz eleştiriler başladı!

12 Kasım 2013 Salı

Dokunursun bir düğmeye

Kanal değişir televizyonda
Hiç izlemediğin bir programda bir şarkı çalıyordur arka planda
Olmayacak yerlere götürür seni
Susarsın
B.k sürmezsin erkekliğe...
Hiç bir anlam ifade etmiyormuş gibi yaparsın

Sonra dokunursun bir düğmeye
Kanal değişir yeniden

30 Ağustos 2013 Cuma

Göcek Geçidi

Birkaç hafta öncesi...

"Kalk gel" dediklerinde hiç tereddüt etmeden yola çıktığım dostlarla görüşmek için Dalyan'dan Fethiye'ye yola çıktım. Kullandığım araç emanet, o yolda ilk kez gidiyorum. Yolu da bilmiyorum tabi. Google Haritalar uygulamasına sordum; Muğla-Fethiye Karayolu'na çık dümdüz ilerle dedi. Ben de onu yaptım.

Bir ara iki yol tabelası gördüm. Yol ikiye ayrılıyor, ama ikisi de Fethiye'ye çıkıyor. Sağa dönen yol "ücretli geçiş" diyor. Biraz araç kullanan herkes bilir; ücretli yol daha kısa ve daha düzgün bir yoldur. Ücret de öyle atla deve bir şey değildir. Bir anda düz gitmeye karar verdim. Çıktığım yoldan sapmak istemedim. Sonuç olarak Göcek Geçidi'nde buldum kendimi. Gecenin bir yarısı nadiren 3. vitese çıkıp 20 dakikada tırmanıp indim. Geri dönüş yolunda fark ettim ki, ücretli yola sapsam 2 dakikada tünelden geçip bitireceğim yolu.

Dün de benzer bir şey oldu. Bir telefon aldım. Sap yoldan dediler. Yine sapmadım. Bakalım dönüşü nasıl olacak...