14 Nisan 2014 Pazartesi

Get yourself a life...

Bir miktar Bordeaux şarabının bana verdiği yetkiye dayanarak hayatımı sorguluyorum. Buyrun birkaç kırılma noktası:

- İlkokulu Sinop'ta okudum. Daha da detaya inersek Ayancık'ta. Dershane veya özel ders görmedim. Kendisinin ellerinde öperim, okul hayatımda öğrendiklerimin en büyük kısmı Suzan Öğretmen'in başarısıdır. Sinop'ta bulunan tek Anadolu Lisesi'ni kazanmak kazanmak bile ilçe için büyük olayken, tüm tercihlerimin İzmir olduğunu duyunca kızmıştı bana. Sonra ben şans, takip, kontenjan filan derken İzmir'de hedefime ulaştım. Suzan Öğretmen de kadar 10 öğrencisini Anadolu Lisesi öğrencisi yaparak ilçeyi salladı o sene. İşin ilginci, kimse bana düz lise ile gideceğim okul arasındaki farkı anlatmamıştı. Kazanmam bekleniyordu, yaptım.

- Babası okul müdürü ile mahkemelik olmuş bir öğrenci olarak çok usluydum lisede. Belki de şu anki cıvıklığım o günlerde yapamadıklarımdan kaynaklanıyor. Lise 2. sınıfta -ki lise 3 seneydi o zamanlar- yaptığımız Ankara gezisinde tanıştım ODTÜ ile. Burada okumalıydım. Çalıştım, azmettim kazandım. İzmir'i yaşamayı atlamışım o arada. İzmir'le gerçek anlamıyla Ankara'da öğrenciyken tanıştım. Belki bu yüzden, İzmir'i çok severim ama kendimi İzmirli hissetmem.

- Moleküler biyoloji ve genetik okumaya puanım yetmediği ve kimyayı sevdiğim için kimya mühendisliği okudum ODTÜ'de. Mühendislik okurken kimyaya fazla zamanım olmayacağını öğrendiğimde çok geçti artık. Belki de yıllarca mezun olamama sebeplerimden biriydi bu.

- Askere yedek subay olarak gitmek istedim. Sebebi çok basit: Para! Öğrenciliği uzatınca o kadar borçlanmıştım ki, gelir kapısı olarak gördüm orayı. O da olmadı. "Er" olmaktan öteye geçemedim.

- En azından çalışmak için yine İzmir dedim. Olmadı. Olsa şaşardım. Kendimi plaka kodunu bile bilmediğim bir şehirde ev arkadaşı ararken buldum...

Bir ara yaşamaya başlasam hiç fena olmayacak sanki...